
Bir Şizofrenin Gölgesinde Yok Olan Hayatlar...
21 Mart 2021 14:51:02
Şerife Keskin VEZİROĞLU
Ahmet evin ilk ve tek oğlu idi. Arkasından doğan çocuklar, hep erkek olacak umuduyla beş kez yola çıkılmış, ama hepsi kız olmuş. Bu kızlar kendilerine doğuştan suçlu ve fazlalık gözüyle bakılmasının izlerini bir ömür yüreklerinde taşıyacaklarından habersiz hayata merhaba derler. Annenin hayatının anlamıdır oğlu. Kızlar sadece abinin hizmetin de ve ev işlerinde kullanılan birer canlı idi. Sevgiden habersiz, saygıyı korkudan ibaret bilen kızlardı.
Ahmet orta okula giderken bütünlemeye kalmış, oysa matematiği zehir gibi. Çok zeki bir o kadarda sakin bir çocuk. Anne baba bütünlemeye kalmasını sorgulamak yerine, bir öğretmenin bilinçsizce, “Bunu sanayiye verin, bu okumaz! “ demesiyle okuldan kaydını alıp, sanayiye oto elektrikçiye verirler. Evde bu kadar değer gören Ahmet artık sanayide gece yarılarına kadar çalışmaya başlar. Ailede yokluk diz boyu, zaten baba işsiz. Çocukken anne babası ayrılmış, hayatının çoğu sokaklarda yaşamakla geçmiş olan baba, daha çocukluğunu yaşamadan geçirdiği tren kazasında bir kolunu da kaybedince, hayattan hiç bir beklentisi kalmamış. Çalışmak gibi bir niyeti de olmamış. Babadan kalan ev, bahçe satıldıkça içki de çoğalmış. Kendime faydam yok bu kadar çocuğa ne faydam olacak düşüncesi olmadan altı çocuk dünyaya getirmiş bir de. Sanayide işe başlayan Ahmet, on üç yaşında evin yükünü istemeden sırtına yüklemiş. Aldığı haftalığı eksiksiz babasına teslim ediyor. Anne oğlum çalışıyor diye her gün yarım kilo süt alıp, kızlara sütü pişirtip sabah oğluna içiriyor. Kızlara kalan ise sütün pişerken mis gibi ortalığa yayılan kokusu oluyor.
Bir sabah anne oğluna, “Bulaşık detarjanı kalmadı, haftalık alacaksın, akşam gelirken al, “ diyor. Kopacak kıyametten habersiz haftalığına alan Ahmet, mintaks alıp eve geliyor. Kalan parayı babasına uzattığında parayı eksik gören baba, sanki oğlu cebinden para çalmış gibi kıyametler koparıyor. Bu para neden eksik? Kime sorup o deterjanı aldın? Ahmet ve annesi çaresiz ve şaşkın, kızlar korkudan diğer odaya çekiliyor. O küçük bedenine ağır gelen işten bıkan Ahmet, ertesi günü işe gitmiyor. Ama evde kavganın acısı hep kızlardan çıkıyor. Babaya kızan Ahmet ve anne bütün hırsını bir bahane ile kızlardan çıkartıyor.
Aradan geçen yıllarda evin büyük kızının fikri bile sorulmadan on beş yaşında halasının oğlu ile evlendiriliyor. Göz yaşları içinde kaderine razı olan kız evden kurtulmanın tesellisi ile avunuyor. Derken Ahmet bir fabrikada işe başlıyor, emekten ve emekçiden yana olduğu için sendikal hareketlenmeye canlandırdığını gören işveren Ahmet’i işten atıyor. Ardından 1 Mayıs olayları patlayınca Ahmet zıvanadan çıkıyor. Geceleri bağırarak uyanıyor, kendi kendine konuşmaya başlıyor. Ailede bir çöküş başlıyor. Anne baba Ahmet’i İstanbul'da doktorlarda hastanelerde gezdirirken aylar ayları kovalıyor. Evde kalan dört kız kardeş birbirine bakıyor, bir yandan okul bir yandan iki yaşındaki kardeşin bakımı... Ahmet biraz toparlanıp eve dönüyor. O dönüş kızların esaret günlerini de birlikte getiriyor. Kızlar acıdan beslenmek yerine, birlik olup tek kurtuluşun okumak olduğunun bilincine varıyorlar. Ama hem baba hem abi okumanın namuslarına söz getireceği bahanesi ile onları okula göndermemenin yollarını ararken kızların ikisi her işkenceye rağmen yüksek öğrenimi burslarla tamamlıyorlar. Artık hasta gözü ile bakılan Ahmet evde terör estiriyor. Sabahları bakkaldan alınan iki yumurtayı kaynatan anne, Ahmet ile babaya sunuyor. Kızlar da akşamdan kalan çorba yada yemekle kahvaltıyı geçiştirip azar işitmeden evden çıkmanın yolunu arıyorlar.
Aradan geçen yıllarda Ahmet'e Türkistanlı bir ailenin kızını alıyorlar, belki düzelir düşüncesi ile. Kızcağız sessiz ve, uyumlu. Ahmet kız kardeşlerine yaptığı zulmü eşine yapmıyor. Kullandığı antideprasanlar nedeniyle kızları hiç konuşamıyor, büyüdükçe zihinsel özürlü olduğu anlaşılıyor. Kız kardeşler meslek sahibi olunca evlenip evden ayrılıyorlar. En küçük kız kardeş ablaları gidince abinin terörüne dayanamayıp evi terk ediyor. Ailenin dağılması, babanın vefatı anneyi oğluna ve torununa daha da bağlıyor. İki dairesinden birini oğluna birini de kendine tahsis ediyor. Şizofren ama zeki Ahmet annesinin dairesinin tapusunu da üzerine alıp evi satıyor. Anne on dört yaşında zorla evlendirdiği kızının yanına yerleşiyor.
Diğer kızlar ayrı şehirlerde hepsi kendi başına ayaktalar, birkaçı birbirinden habersiz yaşamlarına devam ediyorlar.
Sırtlarında geçmişin kamburu, yüreklerinde doğuştan suçlu olmanın yarası ile, kimi dimdik ayakta, kiminin cebinde antideprasan.
Kimi suçlayacaklar ki yaşama bir sıfır geriden başlamanın dışında.
ETİKETLER : Yazdır




